Ah ! Bu "her gün 1 yazı" sorun değil de, son ana bırakma huyumu bunda bile devam ettiriyorum ya, buna diyecek bi şey bulamıyorum. Yumurta - kapı ilişkisi olmadan, hiçbir işe başlayamaz mı bi insan?!
Neyse, şu anda "Let the Right One In" isimli İsveç yapımı bir filmi bitirmiş bulunmaktayım. Okuduğum sitede, tüm zamanların en iyi vampir filmi olabilir demişlerdi, dayanamadım. Twilight serisinden sonra iyi geleceğine emindim. Bilenler bilir aslında, bizim için o serinin artık törensel bir anlamının olduğunu. Bi gidip dalga geçmeden, "Edward vs. Jacob" muhabbeti yapmadan, Bella'nın surat ifadesini taklit etmeden duramıyoruz, film vizyonda olduğu zamanlar. Neyse, oradakilerin vampirle alakası yok zaten - güneşte parlamalar falan. Diyeceğim o ki, Twilight: Eclipse sinemanın en kötülerine verilen "Altın Ahududu"ya 9 dalda adaymış ! En kötü film başta olmak üzere, en kötü kadın oyuncu ve en kötü erkek oyuncu da dahil... Zaten bugünkü filmi izleyince vampirleri ne hale getirdiklerini bir kez daha anladım. İçim yandı...
Altın Ahududu da, Oscar ödüllerinden bir gece önce, 26 Şubat'ta verilecek. Twilight ekibine iyi şanslar diliyorum burdan. :p
26 Haziran 2010 Cumartesi /
10:38
bunu beisa~ yazdı!
Twilight serisinin ilk filmine, fatoş ve hasra'yla dönemin saçmasapan son sınavından çıktıktan, karnımızı doyurmaya ilginç bi köfteciye uğradıktan ve en yakın seansa yetişemediğimizden gecenin bi vaktine kadar alışveriş merkezinin yemek katında bekledikten sonra gittiğimizde henüz kitabını okumamıştım. Bu yüzden de o filme girmeyi teklif eden ben olduğum için, beğenilmeyecek diye hafif bi kaygı hissediyordum. Gerçi kitabı hala okumadım! :) Ama New Moon'a da birlikte gittikten sonra, bizim için değerli bi yere sahip olmuş ki, dün fatoş bize "geleneksel sinema olayımız alacakaranlık filminin 3.sünü izlemeye ne dersiniz?" diye mesaj atınca, inanılmaz sevindim. Sonradan öğrendim ki, hasra da aynı ruh hali içersine girmiş!
Evet, serinin 3. filmi Eclipse30 Haziran'da vizyona giriyor. Yine Bella'mız Edward ve Jacob arasında seçime zorlanıyor çünkü kasabada ilginç ölümler olmaya başlıyor. Ve bu seçimler kurtadamlarla vampirleri karşı karşıya getiriyor. Bi de kızıl saçlı korkunç bi vampir kız var, Bella'dan intikam almaya çalışan. Fragmanı izledim de şimdi, yine efektleri falan başarılı bence, baya heyecanlandırdı beni. İzledikten sonra ne düşünürüm, film esnasında ne kadar eğlenirim bilemem, başka bi yazıda kısaca not geçerim tabi ama şu sürekli kendini tekrar eden konuda bile inanılmaz eğleniyorum nedense. Gidelim bakalım haftaya, yine bol bol küfrederim Bella'ya. Edward neyse de, Jacob ne buluyor o kızda anlamıyorum. Gerçi saçlarını kestirmeseydi daha iyiydi o da. Kihkih tam ergen muhabbeti yaptım şu an ama sanırım bu filmde beni cezbeden de bu. Çocukluğuma dönmüş gibi seviniyorum izlerken :)
Fragmanlar tam burada. "It all begins ... With a choice"
Uzun zamandır yokmuşum gibi hissediyorum kendimi. Neden çünkü uzun zamandır doğru düzgün bir yazı yazmıyorum. En son, güzel bayram dileklerimi iletebilmiştim. İşin garibi panomda asılı olan kağıtta sıralı bir liste şeklinde bloga yazıcaklarım duruyor. Bilgisayarın karşısına her geçtiğimde 'tamam bu sefer yazacağım, çok kararlıyım' diyorum, diyorum ama olmuyor.. Bütün ilham perilerim kaçıştılar sanırım. Zaten kendimi bu aralar fazla müziğe verdim, yazı kısmı biraz arka planda kaldı. O yüzden bugün ve hatta şu anda 'bloga artık ben de bir şeyler yazmalıyım' dedim ve oturdum yazmaya. Şimdi bu yazıyı beisa~ okuyunca, "fatoş', senin yarın bir adet quizin, bir adet reading'in, 6 saat dersin ve bir adet sınavın yok mu? " demeyecek mi? :D Diyebilir evet ama gerçekten artık çoooook bunaldım okumaktan..
Şimdi gelelim panomdaki sıralı listeye, aldığım küçük küçük notlara. Düşündüm de bu notları boşuna almışım çünkü üstünden bayaaa geçtiği için, ne yazacağımı da pek hatırlamıyorum. Neyse.. Ben yine de hatırladığım kadarından bahsedeceğim. Ablam da artık blogcu oldu, bizim yazıları okurken falan, neden olmasın ben de bir şeyler karalayayım demiş, ve tabi ki ilk olarak 'fatoş' ben de sizin bloga arada sırada bir şeyler yazabilir miyim? ' diye sordu. Cevap : 'hayır! ' :D Tabi hemen böyle söylemedim. 'yani ablacım bak ben sana yeni bir blog hazırlayayım, sen oraya yaz, hem kendini geliştirmiş olursun, hem de ben senin reklamını bizim blogta yaparım hiiiç merak etme' gibi cümleler sarfettim. Sonuç, oturdum iki gün ablamın bloguyla uğraştım. Zaten uzunca bir süredir sol taraftaki kenar çubuğunda reklamını yapmaktayım da 'kuzeyi gösteren pusula'nın.. :) Benimse panomdaki notlarıma bakılırsa, ablam blogunda komik bir olaya deyinmiş. Çocuk deyip geçmeyin temalı bu yazısını okuduktan sonra aklıma ablamla olan çocukluk hikayelerim geldi hep. Hani düşünüyorum da gerçekten pek garip şeyler yapıyorduk biz de. Normal kız çocukları gibi evcilik değil de askercilik veya dağcılık oynamamız mı dersiniz, yoksa ölen civcivlerimizi gömüp (hatta mezar taşı bile koyuyorduk) her gün gidip dua etmemiz mi.. Anlatılacak çok şey var aslında ama burda anlatıp kendimi de ablamı da rezil edemeyeceğim şimdi. Hele bir salyangoz olayım vardır ki.. Neyse.. :) Anlayacağınız normal bir çocukluk dönemimiz olmadı. Bunun etkisinin şimdiyi nasıl yansıdığı hakkında konuşmayacağım bile. :D Nolur nolmaz Freudculuk oynarken kendimi ele vermeyeyim.
Sonra notumun tekinde '500 Days of Summer' dan bahset demişim. Evet ben bu filmi izledim ve hiç hoşlaşmadım Summer denen hatundan. Evet! Sevmedim. Bir de sanırım kendimi de biraz özdeşleştirdim o hatunla, daha da sevmedim. Güzel bir film ama, tavsiyeler benden, izlenesi, sevilesi.. Bu arada 'I luv the Smiths, too' demeden geçemedim. 'to die by your side is such a heavenly way to die..' :D Bir şey anlatmayacağım film hakkında, izleyiniz, izlettiriniz.
Sonrasında da meşhur 'Twilight' filminin ikincisi olan 'New Moon'a geleneksel ekibimiz Hasra, Beisa ve ben, artı Mehmet, ve Ümit, hep beraber gittik. Twilight fanları kızmasınlar ama bu ikinci filmde gerçekten güldüm, hatta salonda en heyecanlı yerlerde kahkaha atan biri varsa evet o benim.. Beğenmedim değil ama ablamın da dediği gibi şu Türk filmi arabesk modundan artık çıkması lazım. Bu arada vampirlerin pabucu dama atıldı benim için. Kurtlar daha iyiymiş yafu..
Bu notlar bitmez benden söylemesi, o yüzden kalanları ikinci bir yazıda bahsetsem iyi olacak gibi görünüyor. Buraya kadar yazımı okuyup sabredenlere teşekkürlerimi sunuyorum. Açıkçası ben kim olursa olsun bu kadar uzun bir yazıyı okumazdım. Yok Beisa'nın yazısını okurdum sanırım. :D
Neyse, diğer bölümlerde görüşmek dileğiyle.. xoxo..
Edit Büdüt : Bu da The Smiths'ten gelsin 'There is a light that never goes out' :)