83. Oscar Ödülleri (2011) Adaylar !!


Amacım beisa'nın 'okul açılana kadar her gün bi yazı'sına destek olmak değil kesinlikle. Önceden taslak olarak kaydettiğim ama boş bıraktığım postumu tamamlayayım dedim. Çünkü şimdi bahsedeceğim 83. Oscar Ödülleri 17 gün sonra verilecek ve ben de ödüller verilmeden yazmalıyım bu yazıyı. Yani adayları daha doğrusu. 

Ee herkesin bildiği üzere, sinema dünyasının en prestijli ödülü Oscar. Ve canla başla çalışan sinema dünyasının yönetmenleri, oyuncuları, filmleri vs. vs. herkesin hayali Oscar'dan kendilerine de bi parça düşsün :) Bu sene 27 Şubat'ta 83.sü düzenlenecek olan Oscar ödüllerinin adayları ise baya önce açıklandı tabi, eminim başka yerlerde denk gelmişsinizdir. Benim yazım şimdilik hatırlatma olacak.

Neyse hemen adaylara şöyle bir göz atalım ama misal biçok dalda adaylığı bulunan Inception filminin yönetmeni Christopher Nolan'ın 'en iyi yönetmen' kategorisinde bulunmaması ne garip olmuş. (beisa stayla)

İşte belli başlı bazı kategoriler ve adaylar:

En İyi Film: 
  • The Social Network
  • Black Swan
  • The King Speech
  • The Fighter
  • Inception
  • The Kids are All Right
  • 127 Hours
  • Toy Story 3
  • True Grit
  • Winter’s Bone
En iyi Yönetmen:
  • Darren Aronofsky - Black Swan
  • Ethan Coen, Joel Coen - True Grit
  • David Fincher - The Social Network 
  • Tom Hooper - The King's Speech
  • David O. Russell - The Fighter
En İyi Erkek Oyuncu:
  • Javier Bardem “Biutiful”
  • Jeff Bridges in – “True Grit”
  • Jesse Eisenberg – “The Social Network”
  • James Franco – “127 Hours”
En İyi Kadın Oyuncu:
  • Annette Bening – “The Kids Are All Right”
  • Nicole Kidman – “Rabbit Hole”
  • Jennifer Lawrence – “Winter’s Bone”
  • Natalie Portman – “Black Swan”
  • Michelle Williams – “Blue Valentine”
En İyi Animasyon:
  • How to Train Your Dragon -Chris Sanders and Dean DeBlois -
  • The Illusionist – Sylvain Chomet
  • Toy Story 3 – Lee Unkrich
En İyi Görüntü Yönetimi:
  • Black Swan – Matthew Libatique
  • Inception – Wally Pfister
  • The King’s Speech – Danny Cohen
  • The Social Network – Jeff Cronenweth
  • True Grit – Roger Deakins
En İyi Orijinal Senaryo:
  • Another Year: Mike Leigh
  • The Fighter: Scott Silver, Paul Tamasy, Eric Johnson
  • Inception: Christopher Nolan
  • The Kids Are All Right: Lisa Cholodenko, Stuart Blumberg
  • The King’s Speech: David Seidler
En İyi Uyarlama Senaryo:
  • 127 Hours (2010): Danny Boyle, Simon Beaufoy
  • Toy Story 3 (2010): Michael Arndt, John Lasseter, Andrew Stanton, Lee Unkrich
  • True Grit (2010): Joel Coen, Ethan Coen
  • Winter’s Bone (2010): Debra Granik, Anne Rosellini
En İyi Sanat Yönetimi:
  • Alice in Wonderland, Robert Stromberg, Karen O'Hara
  • Harry Potter and the Deathly Hallows Part 1, Stuart Craig, Stephenie McMillan
  • Inception, Guy Hendrix Dyas, Larry Dias ve Doug Mowat
  • The King’s Speech, Eve Stewart, Judy Farr
  • True Grit, Jess Gonchor, Nancy Haigh
En İyi Kostüm:
  • Alice in Wonderland, Colleen Atwood
  • I Am Love, Antonella Cannarozzi
  • The King’s Speech, Jenny Beavan
  • The Tempest, Sandy Powell
  • True Grit, Mary Zophres
En İyi Makyaj:
  • Barney’s Version, Adrien Morot
  • The Way Back, Edouard F. Henriques, Gregory Funk ve Yolanda Toussieng
  • The Wolfman, Rick Baker ve Dave Elsey
En İyi Kurgu:
  • Black Swan, Andrew Weisblum
  • The Fighter, Pamela Martin
  • The King’s Speech, Tariq Anwar
  • 127 Hours Jon Harris
  • The Social Network Angus Wall ve Kirk Baxter
En İyi Müzik:
  • How to Train Your Dragon, John Powell
  • Inception, Hans Zimmer
  • The King’s Speech, Alexandre Desplat
  • 127 Hours, A.R. Rahman
  • The Social Network, Trent Reznor ve Atticus Ross
En İyi Şarkı:
  • Coming Home – Country Strong
  • I See the Light - Tangled
  • If I Rise – 127 Hours
  • We Belong Together – Toy Story 3
En İyi Görsel Efekt:
  • Alice in Wonderland, Ken Ralston, David Schaub, Carey Villegas ve Sean Phillips
  • Harry Potter and the Deathly Hallows Part 1 Tim Burke, John Richardson, Christian Manz ve Nicolas Aithadi
  • Hereafter, Michael Owens, Bryan Grill, Stephan Trojanski ve Joe Farrell
  • Inception, Paul Franklin, Chris Corbould, Andrew Lockley ve Peter Bebb
  • Iron Man 2, Janek Sirrs, Ben Snow, Ged Wrigt ve Daniel Sudick
En İyi Ses:
  • Inception, Richard King
  • Toy Story 3, Tom Myers ve Michael Silvers
  • Tron: Legacy, Gwendolyn Yates Whittle ve Addison Teague
  • True Grit, Skip Lievsay ve Craig Berkey
  • Unstoppable, Mark P. Stoeckinger

Edit Büdüt: Neyse böyle işte. İzlemediğim bir çok film var burda, o yüzden hangisi Oscar'a layıktır bilemedim ben onu. :)


Bunu dedi ( 3 ) kişi

Bi Mim Daha

Tam da "Bugün ne yazsam?" düşünceleri içerisinde kıvranırken, mimlendiğimi gördüm ! Ry'a öncelikle, bu harika zamanlaması için çok teşekkür ediyorum. Mimin konusu ise, hangi çizgifilm karakteri olmak isterdiniz? - Birkaç kişinin yazısını okudum da, zor bir soru olmuş onlar için. Benim için ise, cevap açık ve net. Tabii ki Judy Jetson !!

Bunu zaten dışarı çıkmak için hazırlandığım neredeyse her gün düşünüyorum. Yürüyen bir bantın üzerinde dursam, bir kabine girdiğimde duş almış, bir paravanın arkasında üstümü değiştirmiş olup çıksam mesela... Bunun dışında, gökyüzüne uzanan binalardan uçan arabalarla çıksam, haftasonu gezmesine de bir başka gezegene gitsem, gelsem. Şimdi fark ettim de, küçükken bile bunlardan büyülendiğime göre, o zaman da sığamıyormuşum Ankara'ya. Bunun dışında 3-boyutlu televizyondan sevdiğim sanatçıların konserlerini izlemek ve "yerçekimi kapatıcı"yı kullanıp arkadaşlarımla havada dans etmek isterdim. Ev işlerinin kendiliğinden yapılıyor olması da var tabi.. Elektrikli süpürge, çamaşır makinesi.. Her yönden daha pratik bir hayatları olsa da, ilişkilerinin tamamen bizimkilerle aynı olması da Judy olmak istememe olanak sağlıyor. Evet, Judy tam bir ergen ve babasıyla arada tartışmaları oluyor. Ama babası kızının sevdiği sanatçının arkasında davul çalıp o sanatçının fan'ı olacak kadar da çılgın bi insan. Annesi her zaman Judy'i anlıyor falan. Elroy'la ilişkileri hakkında pek bir şey hatırlamıyorum ama. Orbit gibi de, duygularına göre renk değiştiren, bacakları yay gibi uzayan, zıplayıp duran bir ev hayvanım da olsa, fena olmazdı hem! :) Sonuç olarak, Judy, küçüklükten beri en çok yerinde olmak istediğim çizgifilm karakteridir. 

Ben de şu blogları mimliyorum : Süpernova, .GöğeBakmaDurağı., Hiper Dün'ya, Paranoyak Satırlar ve Pardon Demiştim. =) ayrıca, her zamanki gibi, konuyu beğenip "ben de mimlenseydim" diye düşünen herkes de mimli! Ama linki bize göndermeyi unutmasınlar. 


Bunu dedi ( 4 ) kişi

Altın Ahududu - İsmi Çok Şeker Ama..

Ah ! Bu "her gün 1 yazı" sorun değil de, son ana bırakma huyumu bunda bile devam ettiriyorum ya, buna diyecek bi şey bulamıyorum. Yumurta - kapı ilişkisi olmadan, hiçbir işe başlayamaz mı bi insan?!

Neyse, şu anda "Let the Right One In" isimli İsveç yapımı bir filmi bitirmiş bulunmaktayım. Okuduğum sitede, tüm zamanların en iyi vampir filmi olabilir demişlerdi, dayanamadım. Twilight serisinden sonra iyi geleceğine emindim. Bilenler bilir aslında, bizim için o serinin artık törensel bir anlamının olduğunu. Bi gidip dalga geçmeden, "Edward vs. Jacob" muhabbeti yapmadan, Bella'nın surat ifadesini taklit etmeden duramıyoruz, film vizyonda olduğu zamanlar. Neyse, oradakilerin vampirle alakası yok zaten - güneşte parlamalar falan. Diyeceğim o ki, Twilight: Eclipse sinemanın en kötülerine verilen "Altın Ahududu"ya 9 dalda adaymış ! En kötü film başta olmak üzere, en kötü kadın oyuncu ve en kötü erkek oyuncu da dahil... Zaten bugünkü filmi izleyince vampirleri ne hale getirdiklerini bir kez daha anladım. İçim yandı...

Altın Ahududu da, Oscar ödüllerinden bir gece önce, 26 Şubat'ta verilecek. Twilight ekibine iyi şanslar diliyorum burdan. :p


Bunu dedi ( 0 ) kişi

Murphy Kanunları

Facebook'ta "Murphy'den nefret eden 1 milyon kişi bulabilirim" diye grup açsam, gerçekten bulabileceğime her iddiasına varım. İflah olmaz bir hayalperest, aslına yakın bi Polyannacı olarak, Murphy, olabilecek en gerçekçi adamdır benim için. Benim de iyimserliğim biraz fazla geliyor olabilir insanlara -zaman zaman haklı da çıkabilirler hatta- ama ters gitme olasılığı olan bir şeyin mutlaka ters gideceği varsayımı da bana biraz fazla.

İşin kötüsü, adamın hep haklı çıkması. İşte son örnek: Tatilin başında, her zaman evde oturmaktan zevk alan babam, birden ailecek İstanbul'a gitme fikri ortaya attı. Ancak tabi ki, bu isteğinin geldiği o an kardeşimin final dönemiydi. O bitene kadar dayanabilirim diye düşündüm, babamın da hevesi kaçmazdı muhtemelen. Ama son gün, birden kar başladı! Ankara'da, Bolu'da, İstanbul'da... Ama ben istediğimde kar hiçbir zaman yağmazdı, hep yola çıkmamızı beklerdi. Bir hafta da öyle bekledik. Sonra bu haftasonu, hiçbir yerde yağış mağış kalmayacağını öğrendik. Sevindim. "Gidelim!" dedim. Babamdan ses yok. Biraz zaman geçti, bi daha sordum. Yine ses yok. Anladım ki, kar gitsin diye beklerken babamın hevesi kaçmış. Sonuç olarak, kendimi annem tarafından "Birlikte Kızılay'a gideriz.." diye kandırılırken buldum.

Murphy, sana laflar hazırladım. Haberin olsun!


p.s : Ama en azından seneler sonra kardeşimle kardanadam yaptık. :) -- ah polyannaaaa! :p


Bunu dedi ( 6 ) kişi

Challenge Accepted!

Geçenlerde, tumblr'ın yavaşlığından şikayet ettiğim günün ilerleyen saatlerinde fatoş' bi link gönderdi bana. Kendisine tumblr almış! Bir de rengarenk bi şablon seçmiş, rengarenk resimler, yazılarla süslemiş. Şimdi her gün yeni bişiler var mı diye küfrede küfrede girip musmutlu çıkıyorum. :p

Siz de bakın - seveceksiniz ! >> life is like a grapefruit .

p.s : "Her gün 1 yazı"yı okulum açılana kadar ben yapayım diyorum, hadi bakalım ! :) 


Bunu dedi ( 0 ) kişi

BBS Ayın Sanatçısı - Neslihan Engin

Her zaman Sevgililer Günü haftasında ikinci dönemi başlayan sevgili okulum açılmadan, tatil rehavetini üstümden atmanın vakti geldiği için dizi / film / müzik / kitap tüketiminden biraz da üretime geçmeye karar verdim. BBS Şubat Ayı Sanatçısı'nı seçtim ve geldim.

Birkaç ay önce, chuckcan'la ilk tanıştığımızda,onun  bize durmadan şiddetle tavsiye ettiği kişiydi Neslihan Engin. Seveceğimizden emindi, sevdik de ! :) aslında çok huyum değildir ama, bir yandan "herkes dinlemeli, beğenmeli!" diye düşünürken, bir yandan bana özel kalsın istediğim kişilerden biri. Yine de sizler yabancı sayılmazsınız! :)

Neslihan Engin, üniversiteden mezun olduktan ve hatta çalışmaya başladıktan sonra, asıl yapmak istediğinin müzik olduğunu fark edip bu yolda devam etmiş. Demek ki bizim için de hala geç değil fatoş! :) İlk albümü "Ruhum Su Aldı" 2010'un sonlarına doğru çıktı bildiğim kadarıyla. İlk klibi de Bardan Adam Çıkmaz'a çekildi, belki çoktan rastlamışsınızdır bile bi yerlerde. Bugünlerde, mutluluk verecek şeylere ihtiyaç duyduğumda en çok dinlediğim şarkılardan biri zaten o da, gerek müziğiyle gerek sözleriyle. Aynı zamanda, çok can yakabilecek şarkılar da var bu albümde. Mesela ben bir süredir Veda'dan uzak durmaya çalışıyorum - 2 dakika 18 saniyede neye uğradığımı şaşırıyorum çünkü.

Size, bu güzel, güneşli kış gününde, biraz neşelenin, biraz da yazı hatırlayın diye dinleteceğim şarkısı ise, Yüzme!



"Gel sana yüzmeyi öğreteyim, hatta dalgalarla boğuşmayı daaa... dibe dalmayı daaaa.." (:


Bunu dedi ( 1 ) kişi

Balık.

Evet, bi balık burcu kızı olarak, balık hafızalı olduğumu söylemem kulağa şirin geliyor olabilir. Ancak, bu biraz fazla olmaya başladı. Balık hafızalı olduğumu bile unutur oldum. Şöyle anlatayım : 

Şimdi, fatoş'la benim ortak bir arkadaşımız var. Aslında Facebook'ta "88 ortak arkadaş"ımız var da, ben onlardan bi tanesinden bahsediyorum. Bu arkadaşın, hazırlık okurken, bizim çok alakasız bi yerden başka bir ortak arkadaşımızla çıktığını öğrenmişiz bi gün. Kısa sürmüş falan da, komik gelmiş yine de, "Ne alaka?" diye düşünmüşüz. Geçenlerde ben eski MSN kayıtlarını okuyodum. 2006'da ne salakmışım ama! Neyse, konumuz o değil... fatoş da laf arasında bana demiş ki, "O değil de, onlar nasıl çıkmış yaa?" falan. Ben de bunu okurken, ilk defa duymuş gibi bilgisayar başında "Ohaaaağğ! Onlar çıkmış mııığğğ??" şeklinde bir dumur yaşadım. O an anladım, bu balık hafızalılığın biraz fazla olduğunu. 

Bi de, hafızayı geliştirmek için balık yemek gerekmesi çok ironik değil mi, sizce de? :p


Bunu dedi ( 2 ) kişi

Nihayet.. Oi Va Voi Konseri

Bak! Yine kaybolmuşuz ortalıklardan. Ben o gün sinemaya gittikten sonra, çok yoğun bir rapor yazma, sunum hazırlama, ödev bitirme telaşına girdim. Pazartesi günü bitti sayılır aslında. Ben de kendimi Oi Va Voi konserinde buldum!! :)

Bir zamanlar, tam şurada, Oi Va Voi bir daha Türkiye'ye gelirse, kaçırmayacağım demiştim ve o gün Yesterday's Mistakes'i de hediye ettiğim Deniz'le birlikte, Eskiyeni'nin yolunu tuttuk. Deniz'in dayısı sağolsun, girişimiz herkesten önce oldu. Ve girdiğimizde grup henüz soundcheck yapmaktaydı. Yüzümüzde kocaman bi sırıtmayla izledik tabi. Bende bi de Eskiyeni hakkındaki laneti kırmış olmamın rahatlığı vardı. Çünkü ben, senelerdir Eskiyeni'de yapılan hiçbir etkinliğe aniden ortaya çıkan sorunlar nedeniyle katılamadım. Oi Va Voi'e de katılamacağımdan korkmuyor değildim, neyse ki sorunsuz atlattık.

Konser boyunca, bütün ödevlerimi bitirmiş olmanın mutluluğuyla oynadım durdum. Tabi, hoparlörlerin dibinde olmamız dolayısıyla da, bir kısmını kulaklarım tıkalı dinlemek durumunda kaldım. Ama merak etmeyin, şu an bi duyma kaybı yaşamıyorum. :p rahatladım ve hala evde, arabada, her yerde Oi Va Voi dinliyor, "I know what u're!" diye bağırıyorum :) Gerçekten harikalardı. Hani, pek seviyorlar ya Türkiye'yi, yine gelirler kesin, bu sefer siz de kaçırmayın diye yazıyorum. Haa! Bi de konser sonunda dediler ki, bir albüm çıkaracaklarmış, konser performanslarından oluşan... Onu da edinin mutlaka :)

p.s : İngiltere çıkışlı bir grubun bu kadar sıcak, oynak ve kıvrak olmasını ise aklım almıyor gerçekten :)


Bunu dedi ( 0 ) kişi

The Experiment: Film Değil, Gerçek

Psikolojiyle az-çok ilgilenenler bilir zaten bu deneyi. Zimbardo, bir psikolog, ki kendisinin bu deneyinden sonra araştırmalara katı etik kurallar getirilmiştir, Stanford'da, temel olarak, insanlara verilen rollerin davranışlarına olan etkisini araştırmak amacıyla, üniversitenin bir kısmını hapishane şekline sokup deneye gönüllü olanları da rastgele gardiyan veya mahkum olarak ayırır. Deney iki hafta sürecektir ve katılımcılar her gün için belli bir miktar para alacaklardır. Hapishanede mahkumların uyması gereken kurallar vardır ve gardiyanlar da düzeni korumakla yükümlüdür. Garip olan, sonradan edinilen bu rollerin ne kadar içselleştirileceğidir...

Tarihin en korkutucu iki psikoloji deneyinden biri işte böyle başlar. Tabii ki, böyle bi konuya da film çekilmeden durulmaz! Alman versiyonu olan "Das Experiment"i yarıda bırakmıştım ben. Filmi geçtim, beni Almanca geriyor çünkü :p o dilin üstüne, bir de olacakları çekemezdim. Sonra dün, hasra, betül ve ben, yeni vizyona girdiğini öğrendiğimiz Amerikan versiyonuna gittik: The Experiment. Kurgu olsa, bu kadar gerilmem, eminim de.. Gerçek olduğunu bilmek çok etkiledi, tahmin ettiğim gibi. İnsanların içindeki şiddetin nerelere varabileceğini bir kez daha açık seçik gördüm diyebilirim. Tabi, filmden gece 10'da çıktıktan sonra, hasra ve betül'ün "eve gidince de Alman versiyonunu izleyelim" diye tutturmaları sonucunda, bütün gerilimim yerini şaşkınlığa bıraktı o ayrı :p - Adrien Brody'nin oyunculuğunu pek beğendiğimi de belirtmeden geçemeyeceğim :)

p.s : Tarihin en korkutucu iki deneyinden diğeri Milgram'ın deneyidir. Ve sağlam olmayan kaynaklardan öğrendiğim bilgilere göre, Zimbardo ve Milgram lisede sınıf arkadaşıdır! Vay o sınıftaki diğer çocukların haline... :p

p.s 2 : İngilizce olmakla beraber, Zimbardo'nun deneyi hakkında hazırlanmış, gerçek görsellerin ve bazı videoların bulunduğu site de tam burada !! :) hatta bu yazının görseli de oradan alınma.


Bunu dedi ( 16 ) kişi

Şu Görüşme Mevzusu

2011'in ilk yazısı benden ! 

30 Aralık'ta yaptığım, stresinden fatoş'un doğumgünü yazısını geç yazdığım görüşmeden bahsetmeye geldim. Evet, bildiğiniz gibi psikologuz biz ikimiz :) Böyle boş zamanlarında çevrelerindekiler hakkında kişilik tahlili yapan, 4 sene boyunca, sürekli ödev yetiştirmeye çalışmış, okumuş, yazmış ve bazıları çok kolay bulsa da "Psikolojiye Giriş" seçmelisinden zorlukla CC aldıkları bölümü bir şekilde bitirmiş (:p), iki çiçeği burnunda psikolog işte. Şimdi illa ki, bir yerlerde ilk görüşmemizi yapacağız, hatta fatoş' çalışmakta olduğu için yapmış bile olabilir çoktan. Bense yüksek lisans yaptığım için, ilk resmi görüşmemi böyle filmlerdeki gibi bir aynalı odanın arkasında dersin hocası ve sınıf arkadaşlarım beni izlerken yaptım. 

Evet ! O an gözü kararıyor insanın, bunu gördüm. Karşımdakini dinlerken, ne soracağımı unutuyorum; onu hatırlamaya çalışırken, karşımdakinin ne anlattığını bilemiyorum. Bi yandan, sürekli gülümsemeye meyilli ağız yapımı kontrol etmeye çalışıyorum ama o zaman da dudaklarım titriyor. "Eyvah, yüzüm kızardı!" diye düşünüyorum. Ve o sırada karşımda biri, hala ailesiyle olan ilişkilerini anlatıyor. 

Başarıyla atlattım ama. Tek tük hatırladığım şeyleri birleştirerek bir rapor yazmaya çalışıyorum şimdi. Balık hafızalıyım bi de; asıl sorun o. Bazı şeyleri yazıyorum ama bunlar resmen bilincim dışında edindiğim bilgiler. Kulağım duymuş ama beynim işlememiş adeta :) 

p.s : Benden sonrakini izlerken fark ettim de, aynalı cam renkleri fazla göstermiyor. Yüzümün kızardığı belli olmamıştır muhtemelen. Yup ! :p bu da başka bi "bu da böyle bir anımdır" yazısıydı, ama anlatmasam olmazdı :) 


Bunu dedi ( 6 ) kişi